Halk Resmi
Bir hattatın yazısındaki leylek veya bir gemidir o. Bazen bir gergefin ortasında, iki minarenin arasında, bir camın altında, bir ilmihal kitabında… Büyü için yapılanlar, hırz niyetine çizilenler, tılsım diye taşınanlar… Kimi geometrik, kimi pastoral…
Aslında sanat tarihinin önemli bir dalı iken nedense pek ilgi görmezler işte. Halk resmi deyip geçeriz onlara. Oysa modern sanatlara pekala ışık tutabilir, atalarımızın hayalhanelerindeki dünya, renk, desen ve şekilleri bize gösterebilir, en yeni ressamlarımıza en eski ilhamlardan demetler sunabilirler. Evet, perspektifleri yoktur, oranları biraz gerçek dışıdır, bir çınar ağacıyla bir adam aynı boyda görülebilir veya gözyaşından denizlerde gemiler yüzmektedir… Ama onlar bizim büyükannelerimizin, ulu dedelerimizin yüreklerinden damıtılıp şekil bulmuş masum duyguların eserleri değil midir?!. Bir zamanlar köyden kente neredeyse bütün kahve duvarlarında yer bulmuş o meşhur Enver Bey (sonradan Paşa) ile Resneli Niyazi’nin Timsal-i Hürriyet motifini göz ardı edebilir miyiz? Eğer öyle yaparsak tarih de yazamayız, sosyoloji tarihi de.
Hele o nesle “Mader-i Hürriyet”in zincirlerinden çözülme sahnesinin renklendirilmiş bir nüshası ne çok şey anlatıp durmuştur? Saçı sakalı birbirine karışmış bir Namık Kemal portresi yahut Fatih’in atını denize sürdüğü anın resmini göz önüne getiriniz. Ya halkın devam ettiği esnaf kahvelerindeki Kan Kalesi Cengi, Veysel Karani, elinde Zülfekar Hazret-i Ali veya yarısı yılan yarısı insan Şahmeran resimlerine ne demeli?!.. Sahilde bir denizci kahvesindeki Nuh Tufanı resmi mutlaka kısas-ı enbiyadan kopyadır. Kışla yakınında Mahmudiye veya Sultaniye resmi yakın dönem harp hüzünlerinin hatırasına hürmetle seyredilir. Kahveci biraz rindce ise duvarında elbette deniz kızları ile tulumbacılar, leventler falan bulunacaktır. Hemen kahvehane girişindeki fotoğrafçı da “s” harflerini ters yazdığı “İstanbul Hatırası” mihrabiyeli fotoğraf dekoruna elbette zıplamış bir balık ile bir çıpa resmi koymayı ihmal etmeyecektir.
Kitaplardaki halk resimleri ise bambaşkadır. Taşbasması olarak hazırlanan Leyla ile Mecnun, Arzu ile Kamber, Elif ile Mahmut, Ferhat ile Şirin ve ille de Kerem ile Aslı… “Aldı Kerem” alt başlığıyla girilen bir güzelleme yahut koşmadan sonra saz çalan bir karakalem çizim ve altında mutlaka bir not: “Kerem’in Aslı’ya sitem ettiğinin resmidir.” Sanki bu alt yazı olmasa biz onun resim olduğunu anlamayacağız!… Dinî kitaplara gelince. Onlardaki hayal zenginliği başka hiçbir halk resminde yoktur.
Hani şöyle akıllara durgunluk verecek fizik ötesi çizimlerdir onlar. Kevser havuzu, Cennet, İsrafil’in suru, kaynayıp duran cehennem, Mekke veya Medine resimleri. Peygamberlerin yüzlerinin ya hiç çizilmediği veya bir örtüyle örtüldüğü nice dinî sahneler. Kiliselerin duvarlarındaki pitoreskler ile Hıristiyan sanat tarihini dolduran İncil sahnelerinin yer aldığı bilcümle tasvirler, Müslümanların beyaz, kâfirlerin siyah resmedildiği bu kitap resimleri yanında hayalden yoksun kalır.

Ramazan mevsiminde resmi ışıkla yapan, iki minare arasına bazen dalıp çıkan balıklar veya Galata Köprüsü’nde yürüyen atlı araba bile çizen mahyacılar. Hele onlar ne müthiş birer sanatkârdır!.. Galiba at arabalarının veya kamyonlarının kasalarına hâlâ resim çizdiren adamlar onların torunlarıdır.
Hattatların yazıyla çizdikleri resimler mi? Onlar halk resminin en itibar gören rafine eserleri. Besmele’den leylekler, Ayetü’l-Kürsi’den kayıklar, Ashab-ı Kehf isimlerinden çark-ı felekler, hadislerden tutiler (papağan), güller, laleler… Her biri sembolik anlamlar ifade eden nice istifler, hat şaheserleri…
Cam altı resimleri biraz daha şanslı çıktı. Artık sergileri açılacak kadar kıymetlenmeye başladılar. Camiler, ibrikler, Süleyman Nebi’nin mührü gibi çizimlerin yer aldığı bu resimler tam bir zenaat kârıdır. Cam üzerine siyah boya ile çizilir ve araları rengarenk yaldızlarla doldurulur.
Karagöz resimleri mi? Onlar başlı başına bir sanatın ilgi alanında yüzyıllarca yaşamış, deve, gergedan veya manda derilerinde sayısız surete bürünüp Osmanlı insanının tipolojisini anlatıp durmuşlardı. Modern çağda öyle itibar görmeye başladılar ki artık turistik resimler ve sahte minyatürler de deri üzerine çizilmeye başlandı… Üstelik de eski görünümü verilerek… Hani belki anlamayan birisine on yedinci yüzyıldan kaldığı söylenilebilsin…
Bütün bu kadar halk resmi içinde bir de trajedinin saltanatı vardır: Ah mine’l-aşk. Ah aşkın elinden “He’nin iki gözü iki çeşme”
Keşke yeni Münif Fehim’lerimiz olsa da bunları yeniden üretse.

Halk resmi örneklerine daha çok at arabası, kamyon gibi taşıtlarda ve süsleme amaçlı, geleneğe dayalı mitolojik söylemlerle bağdaşan olağanüstü yaratıklarla bezenmiş duvar süslerinde rastlanmaktadır.
Cam, ayna gibi yüzeylere boya ve renkli yaldız kağıtlarla yapılan + cam altı + resimlerde en çok görülen motif şahmeran ve kanatlı at, üstü insan altı hayvan olan mitolojik yaratıklardır.

Bunun yanı sıra at arabalarında manzara (Boğaz köprüsü, kuğulu göl ve dere kıyısında köy manzaraları), çiçek ve gül demetleri, nazar öğeli göz ve şiş motifleri, yapan kişinin adı adresi ve ornamental kıvrımlar bezem unsuru olarak kullanılır. Ayrıca Anadolu kadının dokumuş olduğu kilim, halı, cicim gibi dokumlarda görülen desen anlayışı da soyut resim olarak yorumlanabilir.
KİTAP:
1-Cam Altında Yirmi Bin Fersah, Geleneksel Halk Sanatından Cam Altı Resimleri – Şennur Şentürk
2-Anadolu Halk Resimleri – Malik Aksel
Anadolu Halk gelenekleri ve inançları konusunda bugün bildiklerimiz bazı istisnai araştırmacıları saymaz isek daha çok bu bakir coğrafyayı dolaşanların rasgele dolaşıp bize anlattıklarından ibaret kalıyor. Genellikle bahsi geçen konuyla dilbilimciler ilgilenmişler ve birçok ağız, masal, tekerleme, bilmece, deyim derlemeleri yaparak soyut materyaller üzerinde çalışmışlardır. Cumhuriyetin halka yönelim politikaları kısmen de olsa folklorik malzemeyle desteklenmeye çalışılmıştır. Kısmen de olsa diyorum çünkü yapılan saha araştırmaları sonucu derlenen malzeme halen çözümlenebilmiş değildir. Ziya Gökalp’in kimi eserlerinde millileşme bağlamında konuya değinilmiştir.
Dünyadaki folklor araştırmalarında ise derleme ve analiz eş düzeyde gitmektedir. Olayın bir de antropolojik yönü vardır. Halk oyunları, musikisi, giysileri yahut kilim, kap kacak gibi eşyaları dondurulmuş bir tarihin müzeye girmesiyle yitikleşiyor ve giderek hayatımızdan uzaklaştırılıyor. “Katı olan her şey buharlaşıyor.”
İslamiyet, resmi bir ölçüde kültürel baskı çerçevesine yerleştirirken Tanrı yolu olarak sufi gelenekte toleranslı uygulamaların bulunduğunu burada belirtmekte fayda var. Mehmet Karakalem, ya da minyatür ustalarını, yahut ebruzenleri nasıl görmezden gelebiliriz… Şekil ve renk duygusu Anadolu insanının, eski kam dininden bu yana, toplumsal (kültür) hafızasında yaşamaktadır. Bu konudaki bizdeki ilk çalışma Ressam Malik Aksel’in “Anadolu Halk Resimleri” isimli kitaptır. Sanat tarihçisi M. Ş. İpşiroğlu kitaba iki-üç sayfalık bir önsöz yazmıştır. Kimi egoislamistlerin taassubu neticesinde bizde halk resminin olmadığı uzun zamandır söylenmektedir. Halk resim sanatının adı-sanı belli olmayan nice ustalarının el eserleri han ve kahve duvarlarını, kimi dergâhları, ya da taş baskı hikâye kitaplarını süslerken bunu söylemek yanlış olur. Velhasıl bizde bir resim sanatının olabileceği pek hatıra gelmiyor. Tanrı´ya ulaşmanın bin bir yolu varsa eğer, bir yolu da resimdir. Galiba Tanrı´nın resmi de insandır.
Malik Aksel’in kitabı; “Bizde halk resmi var mıdır?” sorusunun bir haksızlık olduğunu kanıtlamaya çalışır. Halk resim geleneğini anlatan Aksel, önümüze büyük bir malzeme yığını sermiyor, ama seçtiği örnekler neticesinde çeşitli yönleri ve zenginliğiyle konuyu kavramamıza son derece yardımcı oluyor. Bu resimlerin çoğunluğu tanzimattan bu yana yapılan eserler olsa da aralarında beş asır önceki çalışmalardan da derlenen bazı nadide örnekler bulunmakta. Büyü ve tılsımla ilgili örnekler son derece eski. Bu kitap ilgili alan ve taliplisi için çok kıymetlidir. Bir konuyu daha belirtmek isterim; kitabın değeri içindeki bilgisinden ötürüdür. Bazı sahafların, müzayedecilerin ahlaksızlığı sebebiyle değil.
Halk resimleri benzetme ya da taklit hevesiyle yapılmamıştır. Belirli bir dünya görüşü, inanç ve düşüncenin resim diliyle anlatılması maksat edilmiştir. Resim burada bir şeyin benzerini vermiyor, halkın hayallerinde yaşayan bir tasavvuru, bir fikri tanıtıyor bize. Resim bazen geometrik remizler vasıtasıyla dinsel dünyanın nakşî halini almıştır. Bazen de mistik resimlerde harflerden meydana getirilen insan şekillerinde işaret ve tasvir birbirine karışıyor. Asıl olan mananın sembolik dilidir.
Halk resimlerindeki insan tasvirlerinin Karagöz´de olduğu gibi ustadan çırağa geçen belli kalıplara bağlı kaldığını unutmamalıyız. Karagöz´le Hacivat´ın neden öldürüldüğünden çok, perde ve perdenin arkası üzerine düşünmeliyiz. Onlar bugün mahallemizde yaşayan çeşitli insan tipleri değildir. Perdede gösterilen bugün yitirdiğimiz bir dünya görüşü algılayışıdır. Platon’un mağarasından çıkan bilge neden Karagöz olmasın? Sembol karakteri taşıyan resmin halk üzerindeki tesirini anlamak oldukça güçtür.
Tabiattaki nesnelerin benzerlerinin tasviri bizi o kadar etkilemez. Tabiatı muhayyilemizde canlandırabiliriz ve onu görmemiz de mümkündür. Buna karşılık sembol olarak resim, bir fikrin benzerini değil, kendisini verir bize. Halk Leyla’nın resminde sevgilisini bulabiliyor, sanki olayları kendi başından geçmiş gibi yaşayabiliyordu. Birçok Doğu masalında tasvire âşık olan gençleri görüyoruz. Resim adeta aşkın tılsımını taşıyor gibi. Malik Aksel, Beyazıt II zamanının Davetname’sinden aldığı örneklerde bizi birtakım hayal mahsulü yaratıklarla tanıştırıyor; kanatlı yılanlar, insan başlı kuşlar ve daha türlü türlü acayip figürler. Bu konuda Seyfelmülük’te güzel bir şiir var:
“Vay karındaşım âşıklığı bilmez idim
Bu sureti görmesem olmaz idim.
Vaktından evvel sönüp solamaz idim
Teselli vermeğe bir kâmil olaydı.
Zarımı sakla bilmesinler.
Sureti sevmiş diye gülmesinler.
Derdim tazeleyip yüreğim bilmesinler.
Teselli vermeğe bir kâmil olaydı.”
Malik Aksel; Davetname, Seyfelmülük, Padişah ile Mahmut’un satranç oynaması, Mahmut’un Elif ile görüşmesi, Padişah ile Bedi-ül-Cemal, Ferhat ile Şirin, Köroğlu, Kerem ve Aslı Han’ın yanması, Âşık Ömer, Âşık Garip, Köroğlu, Şapur Çelebi’nin seştar çalması, Gülperi ile Şah İsmail, Mahi Varaka, Hoca Nasreddin, Bekçi Baba, Afyon tiryakileri, Battal Gazi, Haziret-i Fatıma, Çanakkale Boğazı vb. birçok konu üstüne Anadolu’nun çeşitli yerlerinden resimler toplamış ve bunları estetik ve sanatsal açıdan yorumlamaya çalışmıştır. Kitap dört bölümden oluşuyor: İlk bölümde “halk hikâyelerinde resim” genel hatlarıyla anlatılmıştır. İkinci ve üçüncü bölüm “kahve” ve “dini resimler” üzerinedir. Son bölümde ise “halk resimlerindeki modernleşme süreci” incelenmiştir.
Ah minel aşk vesselam…
3-Resimli Taş Baskısı Halk Hikayeleri , Ciltli , Gül DERMAN
:learn:
Kanal B Ellerin Türküsü – At Arabası 1/5
DEVAMI İÇİN;
http://www.youtube.com/results?searc…ype=&aq=-1&oq=
İlginizi Çekebilecek Bazı Konular

Konuya Yorum Yapmak İçin Ne Duruyorsun? :)